Küresel ekonomi, ABD Merkez Bankası (Fed)’in sıkı para politikası duruşu, ABD-Çin ticaret savaşlarının yeniden alevlenmesi ve jeopolitik gerilimlerin artmasıyla derin bir belirsizlik dönemine girmiş durumda. Bu üç ana faktör, enflasyonist baskıları körüklerken, tedarik zincirlerinde aksaklıklara neden oluyor ve küresel büyüme görünümünü olumsuz etkiliyor. Yatırımcılar, merkez bankalarının enflasyonla mücadelesi, ticari korumacılık ve çatışmaların yayılma riski arasında sıkışan bir piyasa ortamıyla karşı karşıya.
Fed’in parasal sıkılaştırma adımları, gümrük tarifelerinin yükselişi ve artan jeopolitik riskler, küresel ekonomik görünüm üzerinde birleşerek önemli bir yük oluşturuyor. Bu karmaşık dinamikler, piyasaların geleceğe yönelik beklentilerini şekillendiriyor ve özellikle enflasyonla mücadelede merkez bankalarının elini zorlaştırıyor.
Fed’in Şahin Duruşu ve Enflasyonla Mücadele
ABD Merkez Bankası (Fed), yüksek enflasyonla mücadelesini kararlılıkla sürdürüyor. Enflasyon oranları bir miktar gevşese de, Fed’in %2’lik hedefine ulaşmakta zorlanması, piyasalardaki faiz indirimi beklentilerini öteledi. Fed Başkanı Jerome Powell’ın “Eğer enflasyon geri dönerse, daha fazla sıkılaştırmaya hazırız” şeklindeki açıklamaları, merkez bankasının şahin duruşunu net bir şekilde ortaya koydu. Bu mesaj, piyasaların 2024 yılına ilişkin faiz indirimi beklentilerini önemli ölçüde aşağı çekti. Yüksek faiz oranları, şirketlerin borçlanma maliyetlerini artırarak yatırımları yavaşlatma ve ekonomik büyümeyi baskılama potansiyeli taşıyor.
Ticaret Savaşları ve Gümrük Tarifelerinin Yükselişi
ABD ve Çin arasındaki ticaret gerilimleri yeniden hız kazanıyor. Donald Trump döneminde başlayan ve çelik, alüminyum gibi ürünleri kapsayan gümrük tarifeleri, Joe Biden yönetimi altında da devam etmekle kalmayıp, elektrikli araçlar (EV), yarı iletkenler ve kritik yeşil enerji teknolojileri gibi stratejik sektörlere de yayıldı. Bu tarifeler, ABD’nin yerel sanayisini koruma ve ulusal güvenliği sağlama amacı taşısa da, küresel tedarik zincirlerinde bozulmalara, üretim maliyetlerinde artışa ve dolayısıyla enflasyonist baskılara yol açıyor. Washington’daki siyasi yelpazede Çin’e karşı sert bir duruş sergileme eğilimi, ABD seçimlerinin sonucundan bağımsız olarak gümrük tarifelerinin artırılması riskini canlı tutuyor.
Jeopolitik Riskler Küresel Ekonomiyi Tehdit Ediyor
Küresel çaptaki jeopolitik gerilimler, ekonomik görünüm üzerindeki belirsizliği artırıyor:
- Rusya-Ukrayna Savaşı: Uzayan savaş, enerji ve gıda fiyatlarındaki oynaklığı sürdürüyor ve küresel tedarik zincirleri üzerindeki baskıyı devam ettiriyor.
- İsrail-Hamas Çatışması: Ortadoğu’daki çatışmanın yayılma riski, bölgedeki istikrarsızlığı artırıyor. Özellikle Husilerin Kızıldeniz’deki gemilere yönelik saldırıları, global deniz taşımacılığını sekteye uğratıyor, nakliye maliyetlerini yükseltiyor ve tedarik sürelerini uzatıyor. Bu durum, nihai ürün fiyatlarına yansıyarak enflasyonu körüklüyor.
Bu çatışmalar, enerji fiyatlarında oynaklığa, nakliye ve sigorta maliyetlerinde artışa ve genel küresel ticaret akışlarında aksaklıklara yol açarak, zaten kırılgan olan dünya ekonomisi için ek riskler oluşturuyor.
Küresel Ekonomiye Etkileri ve Zorlu Beklentiler
Fed’in sıkı para politikası, ABD-Çin arasındaki ticari sürtüşmeler ve artan jeopolitik riskler, küresel ekonomiyi çok yönlü bir baskı altında tutuyor. Bu faktörler bir araya geldiğinde:
- Enflasyon: Tedarik zinciri aksaklıkları, artan maliyetler ve enerji fiyatlarındaki oynaklık nedeniyle enflasyonun düşürülmesi zorlaşıyor.
- Büyüme: Yüksek faiz oranları ve ticari belirsizlikler, küresel büyümeyi yavaşlatma riski taşıyor.
- Yatırım Ortamı: Artan riskler ve belirsizlikler, yatırımcı güvenini azaltarak sermaye akışlarını etkiliyor.
Uzun süredir konuşulan “yumuşak iniş” senaryosu, bu karmaşık ve iç içe geçmiş zorluklar karşısında giderek daha uzak bir ihtimal gibi görünüyor. Küresel ekonominin önümüzdeki dönemde bu çetrefilli denklemlerle mücadele etmesi gerekecek.